17, 18, 19 Kasım 2007 ve takip eden günlerinde Edirne’miz tüm ana haber bültenlerine yağış ve taşkınlar nedeni ile kelimenin tam anlamıyla ambargo koydu. Haber kanalları birbirleri ile yarışırcasına sel taşkınları haberlerini geçiyor, Edirne’mizin tek yerel kanalı olan ETV’de sürekli olarak aynı haberleri veriyor, kriz masası başkanı olarak Vali Nusret MİROĞLU’nun beyanatlarını sık sık dinliyoruz bu günlerde.
Medyanın gazına fazla gelmeden, televizyonlarda taşkın sular nedeni ile evleri bastığı savlanan kurbağa,fare haberlerine fazla kapılmadan ,taşkın olaylarına bir başka perspektiften bakmak ve site üyelerimizin dikkatini çekmek istedim.
Şöyleki ;
Birçoğunuzun bildiği gibi,Edirne İlimiz 3 nehrin birleştiği coğrafyadadır,bu nehirlerden ARDA nehri Bulgaristan ve Yunanistan’dan geçerek,Yunanistan ile Edirne kara sınır kapımız olan Pazarkule’ye çok yakın bir noktada,askeri yasak sahanın olduğu bölgede MERİÇ nehrimiz ile birleşmektedir. Bir diğer nehrimiz olan TUNCA’ da Bulgaristan topraklarından geçerek, Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı sarayiçi mevkiini takip ederek, karaağaç mahallemize ulaşımda kullanılan TUNCA köprüsünün(devamında MERİÇ köprüsü vardır.)yaklaşık 1 km güneyinde MERİÇ nehrimize birleşmektedir.
Kısaca ana gövde MERİÇ nehri olup, ARDA nehri Yunanistan topraklarından, TUNCA nehri de Bulgaristan topraklarından geçip,ülkemiz topraklarında ana gövde ile birleşmektedir. TUNCA nehrimiz suyun akış yönüne göre MERİÇ nehrine sol taraftan, ARDA nehrimizde sağ taraftan birleşmektedir. Birleşme noktaların birbirine uzaklığı ise, ortalama 2-3 km’dir. Arda nehri, Meriç ve tunca köprülerinin 2 km kuzeyinde, tunca nehri ise, köprülerin 1 km güneyinde Meriç nehrimiz ile birleşmektedir.
Kısaca sunmaya çalıştığım coğrafya bilgisinden sonra;
-Meriç Nehrimiz Bulgaristan topraklarında debisinin daha yüksek olması, Bulgaristan’ın dağlık bölgesinin daha fazla olması nedeni ile ülkemizdeki akışından daha hızlı akmaktadır.Ülkemiz topraklarına girdiğinde ise,rakım hemen hemen sıfır noktasına inmekte,bu nedenle de daha yavaş, adeta gelin gibi süzüle süzüle akmaktadır.Meriç nehir yatağımızın Edirne’den başlayıp,Uzunköprü,Meriç,İpsala,Enez ovalarında çok milli(alivyonlu) oluşu da bundandır. Bulgaristan’da Meriç Nehri üzerinde sayısız baraj bulunmaktadır. Meriç Nehrimiz Bulgaristan’dan ülkemize girdikten sonra, Edirne merkezde baraj yapılacak alan bulunmamaktadır. Daha önce yazdığım Çakmak Barajı yazısında belirtilen çakmak köyümüz Edirne’ye kuş uçumu 35-40 km güneydedir ve Meriç nehrinin taşkın suları ancak pompalarla Çakmak barajına aktarılabilir durumdadır.
-Tunca nehrimizin Bulgaristan’dan ülkemize girdiği noktaya yakın SUAKACAĞI köyümüz vardır. Bu köyümüzün adını taşıyan ve Bulgaristan ile ortaklaşa yapımı planlanan baraj projesi vardır. Bu proje için uzunca bir zamandan beri Bulgaristan ile Türkiye arasında fizibilite çalışmaları başlanmış bulunmaktadır. Bu barajın, su depolama alanı hem ülkemiz hem de Bulgaristan topraklarını içermektedir.
Su akacağı barajının yapılması, Bulgaristan’dan gelen ve sık sık taşkınlara neden olan TUNCA nehrini önleyecektir. Yine teknik olarak çok bilmememle birlikte, ARDA nehrinin ülkemiz topraklarına birleştiği noktaya Suakacağı köyümüz kuş uçumu yaklaşık 20 km’ dir, bugünkü teknolojide Fırat’ın suyunu tüneller kazıp, Harran ovasına ulaştırmak nasıl olası ise, Arda nehrinin suyu ile tunca nehrinin suyu da su akacağı barajında niye buluşmasın.
Suakacağı barajının yapılması sonucunda Edirne’mizde yaşanan taşkınlar hemen hemen son bulacaktır.
Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, Çakmak Barajında tüm inisiyatif ülkemizdedir.
Suakacağı barajı ise, Bulgaristan ile ortak yapılması gereken bir projedir.
Her iki baraj da kısa zamanda yapılırsa, ülkemiz ekonomisi hem prestij kazanacak hem de çok büyük katma değer yaratmış olacaktır.
Su taşkınlarına neden olan diğer önemli bir konu da, Meriç nehir yatağı ile tunca nehir yatağının çok dolu ve milli(alivyonlu) oluşudur. Başta DSİ olmak üzere, Belediyemiz, Askeriyemiz ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının kepçe ve dozerleri nehir yataklarını periyodik aralıklarla temizler ve yatağı derinleştirirse, taşkınların önüne büyük oranda geçilir.
Edirne’miz Osmanlı’ya 92 yıl başkentlik yapmış, önemli tarihi özelliklere sahip, Avrupa’ya açılan yegane şehrimizdir.92 yıl pahitahtlık sonucu çok değerli tarihi özelliklere haiz olan camiiler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar, köprüler mevcuttur. Tunca nehrimizin taşkın suları tarihi Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı saray içi mevkiini etkisi altına almıştır, bu bölgede(tarihi saray içi bölgesinde)Adalet kasrı, Balkan Şehitliği, Unesco tarafından ödül alan ve Osmanlı döneminde akıl hastalarının tedavisinde kullanılan Darül şifa adlı hastane(Beyazıt külliyesi) ve en önemlisi Osmanlı sarayı bulunmaktadır. Osmanlı Sarayı ki, Bulgarlar Balkan Savaşında Edirne’yi kuşattıkları zaman, saray ve tarihi eserler düşman eline geçmesin diye Osmanlılar tarafından yakılmıştır. Osmanlı Sarayının kalıntıları uzun zamandır yapılan çalışmalar sonucu yeni yeni gün ışığına çıkarılmaya çalışılırken,son yağmurlar nedeni ile taşkın sular, saray alanına kadar dayanmış durumdadır,
Arkadaşlar….
Suyun ve taşkının şakası yok… Tarihi değerlerimiz tehdit altında,günümüzde en son teknolojileri kullanarak sanayi,ticari meta ve ürünler elde edebilirsiniz ama,bir adalet kasrını,balkan şehitliğini,Osmanlı sarayını yaratamazsınız.
O nedenle Suakacağı barajının biran önce hayata geçirilmesini, baraj hayata geçene kadar da Meriç nehri ile Tunca nehrinin yataklarının temizlenmesini çok önemsiyorum.
Medyada sunuluş biçimine göre, Bulgaristan’ın baraj sularını haber vermeden saldığından bahsedilmektedir.Bu haber biçimine kesinlikle inanmıyorum.Uluslararası hukuk kurallarına göre haber vermek zorundalar, aksi takdirde, doğacak Zaralardan sorumlu olurlar. Uzunköprü Ticaret Odası yetkililerinden, Bulgaristan’a resmi davetli olarak gittiklerinde, Kırcaali’ye(Bulgaristan’da Türklerin yoğun olarak yaşadığı,Kapıkule’ye 130 km mesafede,Yunanistan sınırına da yakın,rodop dağları eteğinde bir vilayet) yakın bir yerdeki barajın derinliğinin 300(üçyüz) metre olduğunu öğrendim, bu kadar yüksek miktarda su depolama olanağı bulunan baraj, yağışların yoğun olması nedeni ile fazla gelen ve tehlike arz eden suyu elbetteki salacaktır. aynı şey bizim başımıza gelse, Suriye zarar görür, Irak zarar görür diye Dicle üzerinde ,Fırat üzerinde kurulu bulunan barajların kapaklarını açmayacak mıyız.
Çakmak barajı yazımı Uzunköprü’müzün kurtuluş günü olan 18,11,2007 tarihinde yazdım, inanıyorum ki, çakmak baraj projesi gerçekleştiğinde, Uzunköprü’nün ekonomik alanda kurtuluşu tamamen olmasa bile nispeten gerçekleşecektir.
Suakacağı barajı yazımı da Edirne’mizin kurtuluş günü olan 25,11,2007 tarihinde yazdım, bu barajın da gerçekleşmesi ile, Edirne’mizdeki taşkınlar büyük oranda önlenecektir. Edirne’miz son yıllarda yerli turizme açıldığından, her tarafı buram buram tarih ve doğa kokan serhat şehrimiz, taşkınlar nedeni ile değil de, tarihi dokusu ile yerli ve yabancı turizme sunacağı yeni açılımlarla haber kanallarına konu olacaktır.